HİKMET, HAYATI YERLİ YERİNE KOYMAKTIR
İnsan çok şey öğrenebilir, yıllar boyunca tecrübe kazanabilir. Fakat bilgi biriktirmekle doğru hüküm vermek, yaş almakla olgunlaşmak aynı şey değildir. İnsan bazen bildiği hâlde yanılır, haklı olduğunu düşünürken haksızlık eder, küçük bir kazanç uğruna büyük bir değeri kaybeder. Çünkü hayatın meseleleri yalnızca bilgiyle çözülmez. Bilginin nerede kullanılacağını, hangi değerin öne alınacağını ve bir kararın nelere yol açacağını da görebilmek gerekir. Hikmet, bu ölçüyü kavrayabilmektir.
Hikmeti yalnızca çok şey bilmek diye anlamak, onun kapsamını daraltır. Bilgi, insana bir konunun ne olduğunu öğretir. Hikmet ise o bilginin anlamını, sınırını ve gereğini kavramaya yardım eder. Bir insan doğruyu öğrenebilir ama doğruya uygun davranmayabilir. Bir sözün haklı olduğunu düşünebilir ama onu yanlış zamanda ve kırıcı bir üslupla söyleyebilir. Bilmek önemlidir; fakat bilginin insanı doğru bir tercihe götürmesi de önemlidir. Hikmet, bilginin davranışa yön verdiği yerde görünür.
Kur’an-ı Kerim’de hikmet, büyük bir hayır olarak anılır. Bakara suresinin 269. ayeti, hikmetin değerine dikkat çeker. İnsan çok şey öğrenebilir, fakat öğrendiklerini hayatıyla ilişkilendiremediğinde bilgisi kendisini yeterince dönüştürmeyebilir. Aynı yanlışı tekrar etmek, her anlaşmazlıkta öfkeye kapılmak, kendi çıkarını her ölçünün önüne koymak, yaşananlardan gerekli dersi çıkaramamanın işaretleri olabilir. Tecrübe kendiliğinden hikmete dönüşmez. Ondan doğru bir ölçü çıkarmak gerekir.
Hikmetin ilk işaretlerinden biri, değerleri birbirine karıştırmamaktır. Her istek ihtiyaç değildir; her kazanç fayda getirmez; her kayıp da insanı yoksullaştırmaz. İnsan bazen daha fazlasına sahip olmak isterken elindekinin kıymetini unutur. Bir anlık öfkeyle yılların güvenini zedeler. Başkalarının takdirini kazanmak için vicdanını susturur. Oysa her tercihin bir bedeli vardır. Hikmet, insanın yalnızca “Bunu elde edebilir miyim?” diye sormasını değil, “Bunun değeri nedir, benden ne götürür, başkasına ne getirir?” diye düşünmesini sağlar.
Bu yüzden hikmet, öncelikleri doğru belirlemeyi gerektirir. Haklı çıkmakla doğru davranmak her zaman aynı şey değildir. Bir tartışmayı kazanmak, bir ilişkiyi korumaktan daha değerli olmayabilir. Susmak kimi zaman olgunluktur; kimi zaman sorumluluktan kaçmaktır. Konuşmak bazen bir gönlü incitir, bazen de haksızlığın önüne geçer. Hikmet, olayın şartlarını ve korunması gereken değerleri tartmayı öğretir. Her durumda kolay olanı değil, doğru olanı arar.
Hikmetin temel ölçülerinden biri adalettir. Adalet, yalnızca başkasının hakkını çiğnememek değildir. Yakınımızı korurken başkasına haksızlık etmemek, sevmediğimiz bir insanı değerlendirirken insafı kaybetmemek, kendi menfaatimiz söz konusu olduğunda da doğru ölçüyü korumak adaletin gereğidir. Mâide suresinin 8. ayetinde, bir topluluğa duyulan öfkenin insanı adaletsizliğe sürüklememesi gerektiği bildirilir. Adalet, yalnızca lehimize olan kararlarda değil, aleyhimize görünen durumlarda da korunmalıdır.
Merhamet de hikmetin hayatla buluştuğu alanlardan biridir. Merhamet, yanlışı görmezden gelmek değildir; adalet de insanın şartlarını hiç hesaba katmadan hüküm vermek değildir. Bir hatayı düzeltirken insanın onurunu korumak, yardım ederken ihtiyacını anlamak, doğruyu söylerken sözün muhatapta nasıl karşılık bulacağını düşünmek gerekir. Nahl suresinin 125. ayetinde hikmetle ve güzel öğütle davet etme ölçüsünün bildirilmesi, hakikati anlatırken üslubun da önem taşıdığını hatırlatır.
İnsan ilişkilerinde hikmet çoğu zaman dilde sınanır. Bir düşünceyi savunurken öfkemiz öne geçerse haklı sözümüz bile etkisini kaybedebilir. Bir kusuru herkesin önünde dile getirmek, düzeltmek yerine insanı mahcup edebilir. Buna karşılık, kırmamak için gerekli bir uyarıyı sürekli ertelemek de sorunu büyütebilir. Hikmet, yalnızca ne söyleyeceğimizi değil, ne zaman ve nasıl söyleyeceğimizi de düşünmektir. Söz, sorumluluk doğuran bir davranıştır.
Bunun için insanın önce kendisini tanıması gerekir. Kendi öfkesini, korkusunu ve menfaatini tanımayan kişi, kararlarının hangi etkiler altında oluştuğunu fark etmekte zorlanır. İnsan kendi hatasına mazeret bulurken başkasının hatasına ağır hükümler verebilir. Hikmet, bu kolay hükümlerin önüne bir durak koyar. İnsana kendi payını görmeyi, bildiğiyle varsaydığını ayırmayı ve yanılabileceğini kabul etmeyi öğretir. Bilmediğini söylemek, danışmak ve yeni bir bilgi karşısında düşüncesini gözden geçirmek insanı küçültmez; doğruya yaklaştırır.
İslam’ın hikmet anlayışı, bilginin ve inancın davranışta karşılık bulmasını da önemser. Sabırdan söz edip ilk güçlükte öfkeye kapılmak, emaneti överken sorumluluğu ihmal etmek, doğruluğu savunurken çıkarına göre ölçü değiştirmek, sözle hayat arasındaki mesafeyi açar. Ahzâb suresinin 21. ayeti, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) güzel örnekliğine dikkat çeker. Doğruyu öğrenmek kadar onu davranışta göstermek de önemlidir.
Hikmet bir defada kazanılıp tamamlanan bir özellik değildir. İnsan her olayda, her ilişkide ve her tercihte ölçüsünü yeniden sınar. Yaşananlar kendiliğinden olgunluk getirmez; onlardan doğru bir ders çıkarmak gerekir. İnsan, geçmişine yalnızca pişmanlıkla değil, anlayışla da bakabilmelidir. Hikmet, bilgiyi kibir sebebi yapmamak, gücü haksızlık için kullanmamak, merhameti adaletten koparmamak ve hakikati anlatırken insanı gözden çıkarmamaktır.
Hikmet, her şeyi bilmek değil, her şeyi yerli yerinde bilmektir. Her sözü söylemek değil, hangi sözün nerede ve ne zaman söyleneceğini anlamaktır. Hayatı kendi arzularına göre değil, hakikatin ölçüsüne göre yaşamaktır.


