İBRAHİM KILINÇ

İBRAHİM KILINÇ

AHDE VEFA

A+A-

İnsan hayatında bazı bağlar vardır; onları yalnızca sözler kurmaz. Bir iyilik, zor bir günde uzanan el, unutulmayan bir dostluk, gönülde taşınan bir hürmet de insanları birbirine bağlar. Ahde vefa, bütün bu bağların zaman karşısındaki imtihanıdır. Söz vermek kolaydır. Asıl mesele, zaman geçtiğinde, şartlar değiştiğinde ve insan artık o sözün kendisine bir şey kazandırmadığında aynı sadakati taşıyabilmektir. Bu sebeple vefa yalnızca verilen sözü yerine getirmek değildir. Vefa; iyiliği unutmamak, dostluğu korumak, emanete sahip çıkmak, geçmişte yanında olanı bugün de hatırlamak ve gönülde değer verdiğini hayatın değişen şartlarına kurban etmemektir.

Kur’an-ı Kerim, ahde bağlılığı sıradan bir nezaket olarak değil, sorumluluk olarak ortaya koyar: “Antlaşma yaptığınız zaman Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin...” (Nahl, 91) buyurur. Bir başka ayette, “Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz sorumluluk gerektirir.” (İsrâ, 34) buyurulur. Demek ki insanın sözü, ağzından çıktığı anda uçup giden bir ses değildir. Sözün bir ağırlığı ve hesabı vardır. Fakat vefa bundan daha geniştir. Bazen ortada verilmiş açık bir söz bulunmaz; insanın gönlünde taşıdığı bir bağ, bir hatıra, bir iyilik ve bir hürmet vardır. Vefa, o bağı da koruyabilmektir.

Vefanın ne olduğunu anlamak için Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Hz. Hatice validemize karşı tavrına bakmak yeterlidir. Hz. Hatice validemiz vefat etmiş, yıllar geçmiş, Medine günleri gelmişti. Buna rağmen Efendimiz (s.a.v.) onu unutmamıştı. Hazreti Âişe validemizin rivayetine göre, bir koyun kestiğinde Hz. Hatice’nin dostlarına da ondan gönderirdi. Hz. Âişe validemiz, Efendimiz’in (s.a.v.) Hz. Hatice’yi sıkça anmasını dikkat çekici buluyor; Efendimiz (s.a.v.) ise onun değerini ve kendisine olan katkısını hatırlatıyordu. (Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 20) Burada vefanın çok ince bir tarafı görünür. Efendimiz (s.a.v.) Hz. Hatice’nin dostlarını yalnızca verilmiş bir sözün gereği olarak gözetmiyordu. Hz. Hatice’yi seviyor, ona değer veriyor ve onun sevdiklerini de bu sevginin dışında bırakmıyordu. Bir insanı sevmek bazen onun hatırasını yaşatmakla kalmaz; onun sevdiği insanlara ve değer verdiği şeylere de hürmet etmeyi gerektirir.

Vefa biraz da insanın hafızasının ahlak kazanmasıdır. İnsan zaman geçtikçe kendisine yapılan fedakârlıkları küçültebilir. Bir zamanlar yanında olanları, artık ihtiyaç duymadığı için hayatının dışına itebilir. Kendisine uzanan eli, ayağa kalktıktan sonra unutabilir. Oysa insanın karakteri yalnızca bugün sahip olduklarıyla değil, dün kendisine yapılan iyiliklere nasıl karşılık verdiğiyle de ortaya çıkar. İhtiyaç duyduğu insanlara iyi davranmak kolaydır; asıl vefa, artık ihtiyaç duymadığı kimselerin hakkını da unutmamaktır. Zor gününde yanında olanı, kendi güçlü gününde hatırlayabilmektir.

Fakat vefa, bir insana bağlılık uğruna hakkı ve adaleti terk etmek de değildir. Dostunun yanlışını savunmak, yakınının haksızlığına ortak olmak vefa değil, yanlışa ortaklıktır. Gerçek vefa insanı hakikatten uzaklaştırmaz. İnsanlara karşı vefalı olurken Allah’ın hakkını ve adaleti çiğnemek mümkün değildir. Vefa, yanlışın yanında durmak değil; doğruyu terk etmeden iyiliği unutmaktır.

Bu ölçü, şehitlerimize ve bize bırakılan emanetlere karşı sorumluluğumuzda da görülür. Vatan uğruna can verenleri anmak elbette bir vefadır. Fakat asıl vefa, onların uğruna bedel ödediği değerleri yaşatabilmektir. Bir şehidi yılda bir gün hatırlamak kolaydır. Zor olan, onun canını verdiği topraklarda adaleti, emaneti, kardeşliği ve hürriyeti korumaya çalışmaktır. Geçmişi anmakla geçmişin bize yüklediği sorumluluğu taşımak aynı şey değildir.

Vefanın bir başka yüzü de Rabbimize karşı kullukta kendisini gösterir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) gece ayakları şişinceye kadar ibadet etmesi ve kendisine bunun sebebi sorulduğunda “Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurması, nimetin karşısında şükrün nasıl bir kulluk hâline geldiğini gösterir. (Buhârî, Teheccüd 6) Nimet arttıkça şımarmamak, imkân çoğaldıkça sahibini unutmamak da vefadır.

İnsan değişir, şartlar değişir, makamlar değişir. Fakat insanın karakterini belirleyen, bütün bu değişikliklerin ortasında hangi değerleri koruduğudur. Ahde vefa, insanın sözüne sahip çıkmasıdır. Vefa ise bundan daha geniştir; insanın gönlündeki değere sahip çıkmasıdır. Bazen verilen sözü tutmak, bazen yapılan iyiliği unutmamak, bazen bir dostun hatırını gözetmek, bazen de artık aramızda olmayan bir insanın sevdiği kimselere onun hatırı için hürmet etmektir.

Belki insanın kendisine sorması gereken soru şudur: Bana yapılan hangi iyiliği hâlâ hatırlıyorum? Zor günümde yanımda olan kimi, bugün hayatım kolaylaştığı için geride bıraktım? Bana emanet edilen hangi değeri, kimse hatırlatmadığı hâlde koruyorum?

Çünkü vefa, geçmişi hatırlamaktan daha fazlasıdır. Geçmişte bize uzanan eli bugün de gönülde taşımaktır. İnsan, belki de en çok unuttuğu şeylerle sınanır. Vefa ise unutmamayı seçmektir.

 

Bu yazı toplam 57 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar